Ben bir Ludditim. Bu mütereddit bir itiraf değil, aksine gurur duyduğum bir beyandır. Keza yeni teknolojilerin siyaseti, ekonomiyi ve toplumu nasıl etkilediğini araştıran bir sosyal bilimciyim. Benim açımdan Ludizm, basit bir his değil, aksine üzerinde düşünülmüş bir konumlanmadır.
Ludizmin hakikatte neyi temsil ettiğini öğrenir öğrenmez, iddia ediyorum ki siz de Luddit olacaksınız; yahut hiç olmazsa Luddit davasına düşündüğünüzden çok daha fazla sempati besleyeceksiniz.
Luddite terimi günümüzde ekseriyetle tahkir edici bir bağlamda kullanılmaktadır. Küresel danışmanlık şirketi Accenture tarafından sağlık sektörünün yapay zekâyı niçin tutkuyla benimsemesi gerektiğine yönelik son raporundan bir örnek, buyrun:
“Aşırı ihtiyat zarara neden olabilir, bu ihtiyat ilerleme yaratmak yerine grup halinde hareket eden bir luddit kültürü yaratır.”
Bir Luddit olmak, ilkel olmakla eş değer görülmektedir; perspektifinizde geriye dönük olan, yeniliklerin kerametinden bihaber ve modern toplumdan korkan [bir tip]. Teknoloji ve toplum konusundaki tartışmalara yönelik bu ya hep ya hiç [uzlaşmazcı] yaklaşım, hakiki Ludditlerin gerçek tarihine ve siyasetine ilişkin büyük yanlış kanılara dayanmaktadır: 19. yüzyılın başlarında, gece karanlığında çalışma koşullarındaki değişiklikleri protesto etmek için dokuma tezgâhlarını kıran İngiliz tekstil işçilerine “Luddit” deniyordu.
Sahip olduğumuz çalışma ve sosyal koşulları dönüştürmek üzere yeni teknolojiler kullanıma girdiğinden, bugünkü koşullarımız göründüğünden çok daha fazla onlarınkine benzemektedir. Örneğin, sokağa çıkma kısıtlamaları sırasında çalışanları gözetleme teknolojilerindeki artışı ya da kısa süreli, güvencesiz (gig economy) çalışma platformları tarafından gerçekleştirilen sömürüyü düşünün. Ludizmin derslerini yeniden düşünmenin zamanı geldi.
Ludizmin kısa ve doğru tarihi
Teknoloji üzerine bu türden eleştirel soruları inceleyen başka sosyal bilimciler için bile, “Luddit” yaftası hala ziyadesiyle ironik. Bir sunum esnasında Zoom üzerinde ekran paylaşımıyla meşgul olurken söylediğiniz türden, kendini arka planda tutan bir şey bu: “Üzgünüm, ne kadar da Ludditim!”.
Ludizmin hakiki kökenlerini öğrendikten sonra kendimi samimiyetle onlardan biri olarak görmeye başladım.
Ludditler, sanayileşmenin hız kazandığı, Fransa ve ABD ile yaşanan maliyetli çatışmalar nedeniyle ekonomik sıkıntıların arttığı ve işçi sınıfı arasında geniş çaplı huzursuzlukların görüldüğü 19. yüzyılın başlarında, İngiltere’deki tekstil fabrikalarında makineleri parçalayan işçilerin oluşturduğu gizli bir örgütlenmeydi. İsimlerini bir öfke krizinde iki örgü makinesini parçaladığı iddia edilen Ned Ludd’un sonradan uydurulan efsanesinden aldılar.
Ludditin günümüze ait kullanımının makineyi parçalayan kısmı doğru, fakat doğru olan tek özellik bu.
İlk olarak, Ludditler ayrım yapardı. Hangi makineleri parçaladıkları hususunda bir hedefe ve amaca sahiptiler. Düşük ücret ödediği, işçilerin güvenliğini önemsemediği ve/veya iş akışını hızlandırdığı malum olan fabrikatörlerin sahip olduğu [makineleri] hedef aldılar. Farklı kapitalistlerin mülkiyetindeki makineleri içine alacak tek bir fabrikada dahi, sahiplerinin iş pratiklerine bağlı olarak bazı makineler yok edildi ve diğerleri affedildi.
İkinci olarak, Ludditler bilgisiz değillerdi. Makineleri parçalamaları yeni teknolojiye karşı düşünmeden gerçekleştirilen bir tepki değildi. Makine sahiplerinin çalışma koşullarını daha fazla sömürücü yapmak için bu makineleri nasıl kullandıkları ile ilgili işçilerin anlayışlarına dayanarak ustaca planlanmış bir yanıttı. Tarihçi David Noble’ın ifade ettiği gibi, Ludditler, “teknolojiyi şimdiki zamanda”, onun doğrudan maddi etkilerini analiz ederek ve bu doğrultuda hareket ederek anladılar.
Ludizm sanayi kapitalizminin politik sonuçlarına karşı [ortaya çıkan] bir işçi sınıfı hareketiydi. Ludditler, teknolojinin çalışmayı daha insani hale getirecek ve işçi sınıfına daha çok özerklik verecek şekilde kullanılmasını istediler. Buna karşılık patronlar ise maliyetleri düşürmek ve verimliliği arttırmak istiyorlardı.
Üçüncü olarak Ludditler yeniliğe karşı değillerdi. Kırdıkları teknolojilerin birçoğu yeni dahi değildi. Tarihçi Adrian Randall’ın belirttiği gibi, hedefledikleri makinelerden biri olan gig-mill (tekstilde kullanılan bir makine-çn), tekstil üretiminde yüzyıldan daha fazla bir zamandır kullanılmaktaydı. Benzer şekilde, mekanik olarak çalışan dokuma tezgahı, Luddite başkaldırılarından on yıllar evvel kullanılmaktaydı.
Ludditlerin eyleme geçmesine sebep olan bu makinelerin icadı değildi. Onlar sadece fabrikatörlerin bu makineleri işçilerin yerine geçirmek ve isçileri güçsüz kılmak için kullanmaya giriştiği zaman örgütlendiler.
Nihayetinde fabrikatörler kazandı: Devleti, “tezgah kırma”yı idam ile cezalandırılan ihanet suçu haline getirmeye ikna etmeyi başardılar. Ludditleri bitirmek ve yakalayıncaya kadar peşlerini bırakmamak için ordu gönderildi.
Luddit başkaldırısı 1811 yılından 1816 yılına kadar sürdü ve bugün (Randall’ın ifade ettiği gibi), “uyarı niteliğinde ahlaki bir hikâye”ye dönüştürüldü. Bu hikâye, sonları Ludditlere benzemesin diye, kapitalist ilerlemenin hareketine direnç gösterenlerin cesaretini kırmak için işçilere anlatılıyor.
Neo-Ludizm
Günümüzde yeni teknolojiler, yaşamlarımızı, toplumlarımızı ve çalışma koşullarımızı dönüştürmek için, geçmişte mekanik dokuma tezgâhlarının kullanıldığı gibi, son derece güçlü ve etkili biçimde kullanılmaktadır; bu süreç, gerçek Ludditlerin deneyimlerine benzer bir dönüşüm yaratmaktadır. Büyük teknoloji şirketlerinin aşırıya kaçmaları; örneğin Amazon’un depolarında otomasyon ve makine gözetlemesiyle işçileri acımasızca sömürmesi, Uber’in esnek çalışmaya yönelik lobi faaliyetleri ve iş hukukuna riayet etmemesi, Facebook’un eşi benzeri görülmemiş miktarda kullanıcı verisini kontrolsüz bir şekilde toplaması neo-luddit bir hareketin tohumlarını içinde barındırabilecek beklenmedik bir kamu tepkisine sebep oluyor.
Gavin Mueller’in Ludizm üzerine yazdığı yeni kitabında söylediği gibi, Luddite misyonunu devralma amacımız “geçmiş mücadelelerin tarihini incelemek ve öğrenmek; geçmiş hareketlerin düşüncelerini yenilemek ve böylece güncel mücadelelere şekil verebilmek” olmalıdır.
Günümüzde Ludizm neye benzerdi? Akıllı buzdolaplarına, veri işlemcilerine ve e-ticaret depolarına karşı çekiç kaldıran bir hareket olmak zorunda değil. Bunun yerine, teknolojiyi düzenli uygulamalar ve küçük aygıtlardan oluşan bir kutudan ziyade, eleştirel olarak irdelenmeyi ve demokratik olarak yönetilmeyi hak eden siyasi ve ekonomik bir fenomen olarak ele alacaktır.
Meslektaşlarımla birlikte Nature dergisindeki son makalede verilerin şirketlerin denetiminden kurtarılması ve kamu kurumları tarafından kamusal bir mal olarak yönetilmesi gerektiğini savunduk. Bu türden bir argüman, Luddit değerleri tarafından şekillendirilebilir ve tekelciliğe karşı [luddite] çekicinin halihazırda verilerin nasıl yaratıldığını, erişildiğini ve kullanıldığını kontrol eden teknoloji oligopolüne indirilmesini gerektirir.
Neo- Luddit bir hareket, hiçbir teknolojinin haddizatında kutsal (değerli) olmadığını ve sadece topluma fayda sağladığı kadar değerli olduğunu anlayacaktır. Dijital kapitalizmin verdiği zararlarla yüzleşecek ve insanlara yaşamlarını biçimlendiren teknolojik sistemler üzerinde daha fazla güç vererek bu zararları gidermek için çözümler arayacaktır.
Bugün bir Luddit olmanın anlamı budur. İki yüzyıl önce Ludizm, işçi sınıfı tarafından geçim kaynakları ve özerklik savaşında dayanışma inşa etmek için kullanılan bir örgütlenme çağrısıydı.
Neo-Ludizm de benzer şekilde aynı haklar için günümüz mücadelesinde işçileri örgütleyen bir misyon yüklenmelidir. Ludd ismini geri kazanmak için bana katılın!
Metnin kaynağı için tıklayınız.



