Sosyokritik Takdim:
Bu yazı, Noam Chomsky’nin Jeffrey Epstein ile kurduğu ilişkiyi, onun entelektüel mirasıyla birlikte yeniden değerlendirmeye çağırıyor. Epstein vakası basit bir kişisel hata olarak görülemez; güç, para ve sistematik cinsel istismarın iç içe geçtiği bir ağdan söz ediyoruz. Chomsky’nin bu ilişkiyi savunurken sergilediği tutum, müesses nizam eleştirisinin etik sınırları hakkında ciddi sorular ve sorunlar doğuruyor.
Yazı, Chomsky’nin çelişkilerini ortaya koysa da meseleyi fazla bireyselleştirerek yapısal bağlamı gözden kaçırma riski taşıyor. Asıl soru şudur: Radikal eleştirinin güçlü seslerinden biri olarak görülen Chomsky, aynı düzenin karanlık elit ağlarından biriyle nasıl bu kadar rahat temas kurabildi? Bu soru sadece Chomsky’nin biyografisine değil, entelektüellerin güçle kurduğu sorunlu ilişkilere de yöneltilmelidir. Bundan dolayı Chomsky bir istisna olarak görülmemelidir.
***
Noam Chomsky’nin yaşamı ve çalışmaları, askerî kaynaklarla finanse edilen Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) yürüttüğü dilbilim araştırmaları dikkate alınmadan anlaşılamaz. Bana göre her zaman iki “Noam Chomsky” vardı: Biri ABD ordusu için çalışan, diğeri ise aynı orduya karşı yorulmak bilmeden mücadele eden. Bu çelişki, Chomsky’nin Jeffrey Epstein’la olan kafa karıştırıcı dostluğunun her yönünü [elbette] açıklayamaz. Ancak, Chomsky gibi radikal birinin Epstein gibi gerici biriyle ilişki kurar hâle gelmesini anlamamıza yardımcı olan temel çelişki de budur.
Mayıs 2023’te, Chomsky’nin Epstein’la “birkaç kez” görüştüğünün ortaya çıkmasıyla birlikte aralarındaki ilişkinin niteliği ve yapısı tam olarak net değildi. Bu tür bir muğlaklık, onun anti-militarist siyasetini her zaman takdir etmiş olan bizlerin, özellikle de o yılın ekim ayında İsrail’in ABD’nin tam desteğiyle Gazze’yi yok etmeye girişmesinin ardından, ABD gücüne yönelik eleştirilerinden hâlâ ilham alabilmemizi mümkün kılıyordu.
Fakat, Epstein dosyalarının Ocak 2026 tarihli sızmalarında yer alan Chomsky–Epstein yazışmalarını okuyan herkes, artık Chomsky’nin Gazze’ye ya da başka herhangi bir şeye dair görüşlerine saygı duymakta zorlanacaktır.
Chomsky ile ikinci eşi Valeria’dan gelen bir e-posta, çiftin Epstein’la olan dostluğunu “derin ve samimi ve ebedî” olarak tanımlar. Valeria’dan gelen bir başka e-posta ise Epstein’ı şöyle betimler: “en iyi arkadaşımız. Yani eşsiz olan”. Buna karşılık, sadece Chomsky’nin kendisi tarafından imzalanmış diğer mesajlar da hüküm giymiş cinsel suçluya aynı ölçüde cömert ifadeler içeriyordu; örneğin “sonuna kadar seninleyiz” ve “manen ve düşüncelerimizde sürekli bizimlesin” gibi ifadeler.
Diğer belgeler, Chomsky’nin Epstein’ın mülklerini sadece New York’ta değil, New Mexico ve Paris’te de ziyaret ettiğini düşündürmektedir. Dosyalar, hatta Epstein’ın tutuklanması ve ölümü öncesinde, Temmuz ve Ağustos 2019’da Chomsky’nin Epstein’ın çekmekte olduğu bir belgesel için hâlâ röportaj vermeyi planladığını da göstermektedir. Görünüşe göre Chomsky, gerçekten de sonuna kadar Epstein’a sadık kalmıştır. Ama neden?
2008 yılında aldığı hapis cezasını izleyen yıllarda Epstein, “dünyanın en zeki insanlarını” “topladığını” iddia ediyordu. “Noam Chomsky, film yönetmeni Woody Allen, eski başkan Bill Clinton ve yaşayan tanrı Dalai Lama” ile bir akşam yemeği partisi düzenlemekten söz etmişti. Bu, boş bir hayal değildi. Hem kamuoyundaki imajını temizlemenin hem de diğer milyonerleri etkilemenin bir yolu olarak, Epstein bu tür ünlülerle dostluk kurma konusunda oldukça ciddiydi.
Dolayısıyla Epstein’ın Chomsky’yle dost olmak istemesinin nedeni açıktır. Buna karşılık, meslektaşları bağış alma umuduyla onunla görüşüyor olsa bile, Chomsky’nin Epstein’la herhangi bir ilişki kurmayı nasıl gerekçelendirdiği yeterince açık değildir.
En basit açıklama, Epstein’ın onlara finansal hizmetler sunarak ve yaşayabilecekleri bir ev teklif ederek Chomsky ile eşini manipüle etmeye ve dostluk kurmaya yoğun biçimde çaba göstermiş olmasıdır. Bu arada Chomsky, para meselesi nedeniyle son derece sarsıcı bir aile anlaşmazlığının içine düşmüş olduğu için bu tür tekliflere özellikle açıktı; nitekim 89 yaşındaki Chomsky bu anlaşmazlığı “başına gelen en kötü şey” olarak nitelendirmişti.
Chomsky’nin, ölümle sonuçlanan, acı verici beyin kanseri sırasında ilk eşine iki travmatik yıl boyunca bakmış olduğu düşünülürse, bu çarpıcı bir ifadedir. 2018’in sonlarına gelindiğinde bu trajik olaylar zinciri, çeşitli e-posta yazışmalarında Epstein’ın Chomsky’ye ailesiyle yaşadığı acı verici anlaşmazlık konusunda akıl verdiği, Chomsky’nin ise Epstein’a cinsel istismar geçmişi hakkında basında yer alan haberlere nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlattığı şok edici ve gerçeküstü bir duruma yol açmıştı.
Birkaç yıl sonra, Mayıs 2023’te, gazeteciler Epstein’la ilişkisi konusunda kendisini sıkıştırdıklarında Chomsky bunların hiçbirinden söz etmedi. Bunun yerine (a) Epstein’ın “cezasını çektiğini ve bunun da geçmişi temizlediğini” ve (b) MIT’yle “çok daha kötü suçluların” ilişkilendirildiğini söyleyerek kendisini savundu. Harvard Crimson’a konuşurken Chomsky oldukça açık sözlüydü; MIT’nin bağışçıları arasında “en kötü suçluların” bulunduğunu, yaşamı boyunca “büyük savaş suçluları” da dâhil olmak üzere her türden insanla görüştüğünü ve bunların hiçbiriyle görüşmüş olmaktan pişmanlık duymadığını belirtti.
Aynı dönemden özel bir e-postada ise Chomsky, Epstein’a yönelik daha ciddi suçlamalardan basitçe haberdar olmadığını ileri sürdü; 2019’da “müstehcen hikâyeler ve suçlamalar” ortaya çıkmış olsa da Epstein’ı tanıyan akademisyenlerin hiçbirinin “buna benzer herhangi bir şeye dair en ufak bir ipucuna” sahip olmadığını ve herkesin “oldukça şoke olduğunu; bazen de kuşkucu kaldığını, çünkü Epstein’in şimdiye dek duydukları her şeyden çok uzak olduğunu” yazdı.
Birçok yorumcu, anlaşılır biçimde, ABD müesses nizamının önde gelen eleştirmeninin Jeffrey Epstein’ın gerçekte kim olduğu konusunda bu denli habersiz olabilmesine inanmakta güçlük çekmiştir. Bazıları onun davranışını hem toplumsal cinsiyet meselelerine hem de cinsel şiddet ve istismar sorunlarına yönelik bir tür körlüğe bağlamıştır. Chomsky’nin 2019’da Epstein’a gönderdiği e-postalardan birinde, “kadınlara yönelik istismar konusunda gelişen histerinin, bir suçlamayı sorgulamanın cinayetten daha kötü bir suç sayıldığı noktaya ulaştığını” söylemesi, bu iddiaya kuşkusuz belirli bir inandırıcılık kazandırmaktadır.
Toplumsal cinsiyet ilişkilerine ve bunların dilin kökenlerindeki rolüne odaklanan bir antropolog olarak, Chomsky’nin toplumsal cinsiyet körlüğünün farkındayım. Bununla birlikte, onun ilerici ve sol davaya yönelik savunuculuğunun samimi olduğuna da ikna olmuş durumdayım: bu, o meşhur akademisyenin her zaman görülen yönlerinden biriydi. Fakat bir başka yönü daha vardı. Epstein bağlantısının alışıldık işleyişin bir parçası olduğunu kavramak, Chomsky’nin bu yönünü anlamaya yardımcı olur. MIT’deki akademik yaşamında Chomsky, suçlu olarak gördüğü insanlarda olumlu özellikler bulmaya zaten oldukça alışkındı.
Buna işaret eden çarpıcı bir örnek John Deutch’tur. Deutch, Pentagon’un nükleer ve kimyasal silah stratejisinde önemli bir rol oynamış, akabinde de CIA Direktörü olmuş bir MIT bilim insanıdır. Kararlı bir anti-militarist olarak Chomsky, Deutch’u muhtemelen bir “savaş suçlusu” olarak değerlendirmiş olmalıydı. Yine de bir MIT bilim insanı olarak Chomsky, Deutch hakkında daha sonra Epstein için kullanacağı kadar övgü dolu ifadeler kullanabilmişti. Chomsky, pek çok konuda anlaşamasalar da kendisiyle Deutch’un “arkadaş olduklarını ve gayet iyi geçindiklerini” söylüyordu. New York Times, Chomsky’ye Deutch hakkında soru sorduğunda sözleri bundan daha sıcak olamazdı:
“Akademik hayatta ya da başka herhangi bir hayatta tanıdığım herkesten daha fazla dürüstlük ve ahlaki bütünlüğe sahip. … Eğer birilerinin CIA’yi yönetmesi gerekiyorsa bunun o olmasından memnunum.”
MIT’de savaş araştırmaları
Deutch, Chomsky’nin üniversitesinde ABD askerî müesses nizamından olup iyi geçindiği tek kişi değildi. Chomsky’nin 1989’da söylediği gibi: “MIT’deyim; bu yüzden Pentagon için füzeler üzerinde çalışan bilim insanlarıyla sürekli konuşuyorum.”
Tüm bu dostane ilişkilerin altında, Chomsky MIT’deki meslektaşlarının suçluluğunun farkındaydı. 1969 yılında Vietnam Savaşı’na karşı öğrenci protestoları zirveye ulaşmışken, tasarladıkları nükleer füzelerin bir gün kullanılması hâlinde ölecek milyonlara karşı gösterdikleri kayıtsızlık nedeniyle bazı meslektaşlarını “Nazi bilim insanları”yla bile kıyaslamıştı. Ancak tıpkı Epstein ve Deutch’la iyi geçindiği gibi, Chomsky MIT’de karşılaştığı insanların çoğuyla -ister askerî silahlar üzerinde çalışan bilim insanları ister savaş karşıtı öğrenciler olsun- iyi geçinmenin bir yolunu buluyordu.
MIT’nin savaş karşıtı öğrencileri, üniversitelerinin askerî bağlantılarını özellikle sert biçimde mahkûm ediyor ve şöyle yazıyordu:
“MIT, insanlığa hizmet etmek için bilimsel ve toplumsal araştırmaların yürütüldüğü bir merkez değil. ABD’nin savaş makinesinin bir parçası. … MIT’in amacı, ABD hükümeti ve büyük şirketler için araştırma, danışmanlık ve yetişmiş personel sağlamaktır. Dünya halkları üzerindeki denetimlerini sürdürmelerini mümkün kılan araştırma, hizmet ve personel sağlamakla görevli bir kurumdur.”
MIT’deki öğrenci protestocularının enerjisi ve radikalliği, MIT Gerilemeleri (MIT Regressions) adlı 2022 tarihli bir belgeselde açıkça hissedilir. Belgesel ayrıca Chomsky’nin MIT’de çalışmak üzere neden işe alındığını da hatırlatır: Chomsky, daha sonra Başkan Kennedy’nin üst düzey danışmanlarından biri olacak Pentagon bağlantılı bilim insanı Dr. Jerome Wiesner tarafından “Soğuk Savaş için araştırma” yürütmek üzere işe alınmıştır.
Belgesel daha derine inseydi, Dr. Wiesner’ın, komuta ve kontrol sistemleri de dâhil olmak üzere ABD’nin tüm nükleer füze programının kurulmasındaki kilit rolünden söz edebilirdi. Wiesner ile Pentagon’daki meslektaşlarının, Chomsky’nin dilbilim araştırmalarını eninde sonunda komuta ve kontrol alanında karşılık bulacağı umuduyla finanse etmeyi sürdürdüklerine kuşku yoktur.
Chomsky’nin iyi bilinen iddialarının aksine, dilbilim araştırmaları her zaman gündelik dilin temellerini anlamaya yönelik girişimlerden çok askerî gündemler tarafından biçimlendirilmiştir. 1960’lar ve 1970’lerden çeşitli belgeler, Pentagon’daki bilim insanlarının Chomsky’nin kuramlarını kullanmayı umduklarını oldukça açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu araştırmalar, Teğmen Jay Keyser’ın “elektronik teçhizat için bir ‘kontrol dili’” olarak nitelendirdiği ve Albay Anthony Debons’un “askerî komuta ve kontrol sistemlerinde bilgisayar işlemleri için diller” olarak adlandırdığı çalışmalardı. Daha sonra MIT Dilbilim Bölümü’nün başkanı olacak olan Chomsky’nin uzun süreli arkadaşı Jay Keyser, Chomsky’nin kuramsal çalışmalarının bir gün -B-58 nükleer silahlı bombardıman uçakları da dâhil olmak üzere- füzelerin ve uçakların bilgisayarlaştırılmış kontrolünde işe yarayabileceğini son derece açık biçimde belirtmiştir.
MIT’nin uzantısı olan MITRE Corporation’daki dilbilimciler, Chomsky’nin fikirleriyle özellikle ilgileniyordu. Baş araştırmacı Donald Walker’ın belirttiği gibi: “Dilbilimsel ilhamımız Chomsky’nin dönüştürücü yaklaşımıydı (ve hâlâ da öyle).” Chomsky’nin dilbilim öğrencilerinden yaklaşık onunun MITRE’de araştırma yürüttüğü görülür; bu çalışmaların her zaman “ABD Hava Kuvvetleri tarafından sağlanan komuta ve kontrol sistemlerinin geliştirilmesini” desteklemek üzere tasarlandığı anlaşılmaktadır. Bu öğrencilerden biri olan Barbara Partee, Walker’ın orduyu onları hangi gerekçeyle işe almaya ikna ettiğini bana şöyle açıkladı:
“Bir nükleer savaş durumunda generaller, bazı bilgisayarlarla birlikte yeraltında olacak ve işleri yönetmeye çalışacaklar; bu yüzden bilgisayarlara İngilizceyi anlamayı öğretmek, generallere nükleer programımızı öğretmekten muhtemelen daha kolay olacaktır.”
Bunun ışığında ve özellikle MITRE’ın Vietnam Savaşı’ndaki rolü dikkate alındığında, anti-militarist Chomsky’nin kaçınmasını bekleyeceğimiz yegâne kurum MITRE Corporation olurdu. Ne var ki Chomsky’nin hem MITRE hem de nükleer silah komuta ve kontrol sistemlerine dâhil olan bir başka şirket olan SDC için “danışman” olarak da çalıştığı anlaşılmaktadır.
Neyse ki Chomsky’nin anti-militarist vicdanı açısından, büyük ölçüde MIT’nin Elektronik Araştırma Laboratuvarı’nda (RLE) yürütülen dilbilim araştırmaları fiilî silah sistemlerine dönüştürülmekten uzun süre uzaktaydı. Buna rağmen, vicdanının hiçbir zaman bütünüyle rahat olduğundan kuşku duyuyorum. Chomsky’nin Vietnam Savaşı’na karşı çıkmak için yeterince şey yapmamış olmaktan suçluluk duyduğu iyi belgelenmiştir; ayrıca 1967’de Pentagon ile olan sıkı bağları nedeniyle “MIT’den istifa etmeyi” düşündüğü de bilinmektedir.
Elbette Chomsky istifa etmedi. Bunun yerine, çalıştığı yerin niteliği konusunda bir tür inkâra yöneldi; hatta ‘kampüste’ askerî çalışma yapılmadığı yönündeki MIT’nin resmî söylemini tekrarladı. Kuşkusuz bunu yaparken, RLE’nin kampüs içindeki araştırmalarının, MITRE ve SDC gibi yerlerde kampüs dışında yürütülen silah sistemleri üretimine teorik temel sağladığını biliyor olmalıydı.
Bana göre askerî kurumlardan maaş alarak çalışmaktan duyduğu rahatsızlık, aynı orduya karşı ömür boyu süren aktivizme bu kadar çok zaman ve enerji ayırmasına yol açan başlıca motivasyonlardan biriydi.
Ayrıca Chomsky’nin dilbilim kuramlarının dikkat çekici ölçüde soyutlaşmasının ardında da bu tür ahlaki kaygıların bulunduğundan kuşkulanıyorum; yalnızca sürekli terk edilip yerlerine yenilerinin konmasını gerektiren kuramlar değil, neredeyse işlemez oldukları kanıtlanmış biçimde tasarlanmış gibi görünen kuramlar. “İşlemez” derken kastettiğim şey, silahların komuta ve kontrolü bir yana, herhangi bir bilim insanının bunları herhangi bir amaçla kullanmasını olanaksız kılacak ölçüde soyut ve uhrevi olmalarıdır.
Bu argüman tartışmalıdır. Ancak Chomsky’nin anti-militarist siyasetiyle onun uhrevi dilbiliminin nihayetinde nasıl birbirine bağlandığını açıklamak için bundan daha iyi bir açıklama yoluna rastlamış değilim. Bu hem destekçilerini hem de eleştirmenlerini aynı ölçüde şaşırtmış bir sorudur.
Chomsky’nin “dünyevi olmayan (uhrevi)” dilbilimi
“Dünyevi olmayan” derken neyi kastettiğimi açıklayayım. Chomsky’nin dil anlayışına göre dil, beyinde bulunan bir “dil organı” ndan türemektedir. Chomsky bunu Platon’un ya da Descartes’ın ruh kavramına benzetir. Chomsky’ye göre dilin türümüzde Darwinci evrim yoluyla ortaya çıktığından söz etmek, ruhun evrimini tartışmak gibi olur. Chomsky, “Ruh gibi dil de ya vardır ya yoktur; yarım bir ruha sahip olamazsınız,” der. Dolayısıyla dili dereceler hâlinde ve yavaşça evrimleşen bir şey olarak tasavvur etmenin bir anlamı yoktur.
Kendisine dilin gerçekte nasıl ortaya çıktığını soranlara Chomsky’nin verdiği yanıt, kendi deyimiyle bir “peri masalı”ndan pek fazlası değildir: tarihöncesi tek bir insanın beyni “belki de küçük bir mutasyonla” “yeniden yapılandırılmıştır (rewired)”. Her şey aniden gerçekleşmiş ve herhangi bir evrimsel öncüle dayanmamıştır.
Chomsky’ye inanacaksak, ruh gibi dilin iletişimle özel bir bağı da yoktur. Dil iletişim için kullanılabilir; “insanların yaptığı diğer her şey gibi.” Ancak Chomsky’ye göre “dil bir iletişim sistemi olarak görülmemelidir.” Ardından daha da tuhaf bir iddia ekler: “kitap” ya da “karbüratör” gibi dilde kullandığımız kavramlar, gerçek kitaplar ya da karbüratörler ortada yokken bile, türümüzün ortaya çıkışından milyonlarca yıl önce insan beyninde zaten var olmuştur.
Dilin iletişim için evrimleşmediğini ya da tarihöncesi insanların “kitap” veya “karbüratör” gibi kavramlarla sinirsel olarak donatılmış olduğunu iddia etmek basitçe anlamsızdır. Bu ve başka nedenlerle günümüzün pek çok dilbilimcisi artık Chomsky’nin kuramlarının bütünüyle işlemez olduğu sonucuna varmıştır; seçkin evrimsel psikolog Michael Tomasello’nun “nihai bir çıkmaz” diye adlandırdığı noktaya ulaşmışlardır. Ancak şu soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Chomsky kadar zeki biri bu tür fikirleri nasıl olup da bu denli tutarlı biçimde savundu?
Bu konudaki kitabımda, dili ruh benzeri bir şeyle özdeşleştirerek Chomsky’nin gerçek bilimden fark edilmeden bir tür bilimci teolojiye kayabildiğini ve böylece dilbilimini olası her türlü askerî kullanımdan yalıttığını savunuyorum. Bu, onun dilbilim kuramlarını bütünüyle pratik dışı hâle getirmiş olsa da Chomsky açısından ahlaki avantajları açıktı: Ruhu silaha dönüştürerek kimseyi öldüremezsiniz!
“İki Chomsky”
Chomsky’nin, MIT’de çalışmayı sürdürürken bile dilbilimini askerî kullanım riskinden yalıtmak için gerçekleştirdiği karmaşık manevra son derece başarılı oldu. Kariyerinin ilk on yıllarını ABD ordusunun maaşıyla geçirmiş birinin daha sonra aynı orduya karşı yorulmak bilmeyen bir aktiviste dönüşmesi de en az bunun kadar etkileyiciydi. Nitekim bu manevralar öylesine başarılıydı ki artık “İki Chomsky” varmış gibi görünüyordu: Deutch ve Wiesner gibi isimlerle ilişki kurmaktan memnun olan ve ABD müesses nizamı için çalışan MIT profesörü ile aynı müesses nizama karşı yorulmadan mücadele eden anti-militarist bir aktivist.
Yozlaşmaya açık MIT profesörü olan ilk Chomsky, üniversitenin kampüs içinde hiçbir askerî çalışma yürütmediği yönündeki resmî söylemle uyum içinde hareket eden kişiydi. İlkeli aktivist olan ikinci Chomsky ise üniversitesinin askerî faaliyetlere dâhil oluşunu protesto etmek amacıyla MIT’den istifa etmeyi ciddi ciddi düşünen kişiydi.
Bu ikiliği sürdürürsek, bana göre akademik meslektaşlarıyla birlikte Epstein’la görüşen, onunla dostluk kuran ve Mayıs 2023’te bu davranışı cinsel suçlunun “cezasını çekmiş” olduğu gerekçesiyle savunan kişi, yozlaşmaya açık MIT profesörü olan ilk Chomsky’ydi. Buna karşılık ikinci Chomsky ise bunun tam karşıtıydı: yorulmak bilmeyen bir aktivist. Chomsky’nin eski asistanı Bev Stohl’un, eleştirilerin giderek arttığı bir dönemde verdiği yanıtta “İnsanlığa bütünüyle adanmışlığını gözlemledim. Neredeyse hiç uyumazdı ve yemek yemesi gerektiği kendisine hatırlatılmak zorundaydı” sözleriyle anlattığı kişi de buydu.
Chomsky’nin bu oldukça sağlıksız yaşam tarzının Haziran 2023’te geçirdiği güçten düşürücü felçte ne ölçüde rol oynadığını bilmek zor. Belki de savunulamaz bir hata yaptığını fark etmenin yarattığı duygusal stresin bu felçte rol oynayıp oynamadığını bilmek daha da güç. Ancak Epstein konusunda kendisini sorgulayan gazeteciler tarafından köşeye sıkıştırıldıktan yalnızca birkaç hafta sonra felç geçirmiş olması, Chomsky’nin nihayetinde arkadaş seçiminde yaptığı korkunç hatayı fark etmiş olabileceğini düşündürebilir.
Chomsky hiçbir zaman onu takip eden pek çok kişinin hayranlıkla andığı kusursuz ilkelerle donanmış anarşist entelektüel olmadı. Bana göre gerçekten öyle biri olsaydı, çoktan MIT’den istifa etmiş olurdu. Ama bunu yapmış olsaydı, ABD askerî müesses nizamını içeriden tanıma fırsatı bulamazdı; onu bu düzenin en bilgili ve en kendinden emin eleştirmenlerinden biri yapan içgörüye de sahip olamazdı.
Epstein’ın ayarladığı dostane buluşmalar -Steve Bannon ve Ehud Barak’la yapılan görüşmeler- hakkında ne düşünülürse düşünülsün, bu görüşmelerin Chomsky’nin ABD ve küresel siyaset üzerine yorumlarını daha bilgili ve daha kendinden emin hâle getirdiği söylenebilir.
Bu yorumları gerçekten özlüyorum; giderek rayından çıkan bir dünyada birçok bakımdan bir aklıselimin temsilcisi gibiydiler. Yıkıcı felcinden birkaç ay önce Chomsky şu sözleri yazmıştı:
“Ukrayna harap ediliyor. … Nükleer savaşa tırmanma tehdidi yoğunlaşıyor. Belki de en kötüsü -uzun vadeli sonuçları bakımından- küresel ısınmayla mücadeleye yönelik zaten cılız olan çabalar büyük ölçüde geri çevriliyor.
Bazıları ise gayet iyi durumda. ABD ordusu ve fosil yakıt endüstrileri kâra boğulmuş; yıkım görevleri için önlerinde uzun yıllar sürecek parlak bir gelecek var. … Bu arada, yaşanabilir bir dünyayı geri kazanmak ve çok daha iyi bir dünya kurmak için acilen ihtiyaç duyulan sınırlı kaynaklar, yıkım ve kıyım için harcanıyor; hatta daha büyük felaketlerin planlanmasına ayrılıyor.”
Bu, Chomsky’nin en iyi hâli, dünyamızın durumuna dair yalın gerçeği dile getiriyor ve ABD destekli Gazze soykırımının başlamasından sadece aylar önce “daha büyük felaketleri” isabetle öngörüyordu.
Elli yılı aşkın bir süre boyunca “İki Chomsky”nin -MIT’ye sadık, müesses nizama bağlı bilim insanı ile zenginliğe ya da güce sahip kimseye güvenmeyen müesses nizam karşıtı aktivistin- neredeyse iki ayrı hayat yaşadığı söylenebilir. Ancak Chomsky’nin gözden düşmüş finansör Epstein’ın özel jetinde çekilmiş fotoğrafları bu ayrımı ortadan kaldırdı; Chomsky’nin çifte yaşamını herkesin görebileceği biçimde açığa çıkardı.
Bazı insanlar için Chomsky’nin Epstein’la dostluğu, onu bir daha okumak ya da dinlemek istememelerine yol açacak. Diğerleri içinse küresel siyaset üzerine içgörüleri görmezden gelinemeyecek kadar değerlidir. Ne olursa olsun, bu makalenin hem son derece çatışmalı dünyamızı hem de Chomsky’nin bu dünyaya karşı ömür boyu isyan ederken aynı zamanda onun içinde çalışmayı sürdürmesinin bedelini okurların daha iyi anlamasına katkıda bulunmasını umuyorum.
Metnin kaynağı için tıklayınız.



