Bourdieu, Sosyoloji ve Aktivizm

Bourdieu bunları 1996 yılında Paris’te yazdı ve geçen sürede çok az şey değişti. Bugün televizyonun etkisine genel olarak interneti, özelde ise sosyal medyayı da eklemek gerekir. Düşünceleri hâlâ geçerliliğini koruyor.

Graham Scambler
Graham Scambler 7 Temmuz 2021
Bourdieu, Sosyoloji ve Aktivizm

Genellikle sosyalist harekete ne tür bir katkımın olduğu ve çoğunlukla da ne tür bir katkımın olmadığı üzerine düşünürüm. Bazı tanıdıklarımla kıyaslandığında, aktivizm faaliyetlerim oldukça sınırlı kalıyor. Bir zamanlar sosyoloji, eğitim ve sosyalizm arasındaki birleşme eğilimi olarak değerlendirdiğim bir konu üzerine yazarken, aklımın bir köşesinde, eğitime odaklanan elli yıla dayanan sosyoloji eğitimi ve yazım faaliyetlerimin, başka yerlerde ihmal ettiğim aktivizmin bir telafisi olabileceği düşüncesi vardı. Ben, genellikle düşünmeden “ahmak” kalıbına sokulan ve bu şekilde lanetlenen vatandaşların aslında çoğunlukla yeterince eğitim almamış (under-educated) insanlar olduğunu düşünüyorum ve sosyolojinin burada önemli bir rolü olduğunu savunuyorum. Aksi hâlde, kurumlarımızdaki zenginler, güçlüler ve onların işbirlikçileri ile ortakları neden sosyolojiyi küçümser, göz ardı eder ve değersizleştirirdi?

Bunları düşünürken şimdi de Bourdieu’nun Direniş Faaliyetleri’nden birkaç cümleye denk geldim:

“Aktivistler ve araştırmacılar arasında yeni bir iletişim yolu açmak gerekir; bu da aralarındaki iş bölümünü yeniden tanımlamak demektir. Sosyologların, belki de herkesten daha iyi üstlenebileceği görevlerden biri, medya tarafından yürütülen sindirme faaliyetlerine karşı mücadele etmektir. Hepimiz gün boyunca hazır kalıplarla kurulmuş ifadelere maruz kalırız. Radyo ve televizyonda ‘küresel köy’, ‘küreselleşme’ gibi ifadeleri duymadan duramazsınız. Bunlar kulağa hoş gelen, masum kelimeler gibi görünür; ancak bu ifadelerin arkasında itaatkâr ve kaderci bir dünya görüşü yatmaktadır. Bu kavramları eleştirerek, otoritenin etkisine ve bunda çok önemli bir rol oynayan televizyonun etkisine karşı koymak, sıradan insanların kendilerini direniş araçlarıyla donatmalarını sağlamak mümkündür. Böylece bize dayatılan bu düşünsel beslenme biçimini engelleyebiliriz. Artık televizyona karşı ve televizyonu kullananlara karşı, belirli bir program olmadan sosyal bir direniş yürütmek mümkün değildir. Bu mücadelede medya entelektüelleriyle yüzleşmek önemlidir. Şahsen, bu kişiler uykularımı kaçırmıyor ve yazarken onları hiç düşünmüyorum. Ama politik açıdan çok önemli bir rol oynuyorlar. Bu nedenle, araştırmacıların bir kısmının zamanını bu etkinin etkisizleştirilmesine ayırmaları, arzu edilen bir durumdur.”

Bourdieu bunları 1996 yılında Paris’te yazdı ve geçen sürede çok az şey değişti. Bugün televizyonun etkisine genel olarak interneti, özelde ise sosyal medyayı da eklemek gerekir. Düşünceleri hâlâ geçerliliğini koruyor.

Bu alana dersler, tartışmalar, yazılar ve bloglar aracılığıyla katkı sunarak, sosyalist bir davayı sürdürebilirim.

Metnin kaynağı için tıklayın.

Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye Abdullah Çiftçi tarafından sosyokritik.com için çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.