Tüketim çağımıza kılavuzluk eden inançlardan biri, hepimizin özgür ve bağımsız bireyler olduğumuz fikridir. Arzuladıklarımızı, neredeyse her şeyi yapmayı seçebiliriz ve eğer yapamazsak o zaman kötü olur.
Ama aynı zamanda, bununla birlikte var olan paralel bir evren var; iktidardakilerin bize yapmamızı söylediklerini hepimizin uysalca yapıyor gibi göründüğü tamamen farklı bir evren. 2008'deki ekonomik krizden bu yana, milyonlarca insan gerçek ücretler ve yaşam standartlarından sosyal yardımlara ve hastane bakımına kadar her türden kesintiyi gerçek bir muhalefet olmaksızın kabul etti.
Kesintiler doğru veya aptalca olabilir. Ama şaşırtıcı olan şey, kimsenin onlara gerçekten karşı çıkmamasıdır.
Bana göre bunun sebeplerinden biri, bugün hayatımızı şekillendiren birçok gücün görünmez hale gelmesidir ve bundan dolayı işlerin gerçekten nasıl yürüdüğünü görmek zor ve buna karşı çıkmak ise daha da zor.
Ekonomi, yönetim teorisi ve bilgisayar sistemlerine yerleştirilmiş algoritmalar gibi bizi kuşatan dilin çoğu nesnel ve tarafsız görünüyor. Ama aslında, toplumun nasıl düzenlenmesi gerektiğine ve insanların gerçekte neye benzediğine dair güçlü ve çok tartışmalı siyasi varsayımlarla yüklü.
Fakat bunu insanlara göstermek çok zor. Görevleri, dizginleyen ve gücün üzerine dikkatleri çeken dramatik hikâyeler anlatmak olan gazeteciler, bunu imkânsız buluyor çünkü ekonomi teorisi gibi şeyler hem anlaşılmaz hem de her şeyden önce sıkıcı. Aynı şey "yönetim bilimi" için de geçerlidir. Yumuşak huylu erkek ve kadınlar cam duvarlı ofislerde toplanır ve milyonlarca insanın kaderini, "hedefler" ve "ölçülmüş sonuçlar" dan yola çıkarak belirler.
Ekonomi gibi, tarafsızmış gibi davranır, ama değil. Yine de bunu çarpıcı bir şekilde göstermek imkânsız çünkü cam duvarlı ofislerde, bir sonraki PowerPoint slaydını ortaya çıkaran bir tuş vuruşu dışında hiçbir şey olmuyor. Sıkıcı ve bunu insanların hayal gücünü yakalayacak hikâyelere dönüştürmek imkânsız ama yine de yüzlerce insanın işi, o slaytta yazılanlara bağlı olabilir.
*
Geriye dönüp bugün bizi kuşatan bu sahte nesnelliğin unutulmuş bazı köklerini açığa çıkaracak bir dizi paylaşım yapmak istiyorum. Paylaşımlar, son elli yılda hem sağın hem de solun nesnel hakikat fikrini nasıl kemirdiğini gösteren bir dizi hikâye tarzında olacak. Toplumumuzda gücün ve etkinin gerçekte nerede bulunduğu konusunda, bugünün belirsizliğini ve kafa karışıklığını ortaya çıkarmak için kafa kafaya vereceğiz.
İlki garip bir hikâye ve merkezinde çok garip bir karakter var. Teksas'ta bir petrol milyarderi olan dünyanın en zengin adamının, 1950'lerde nasıl yeni bir televizyon gazeteciliği biçimi icat ettiğiyle ilgili. Objektif ve dengeliymiş gibi davranıyordu ama gerçekte sağın propagandasını yapıyordu. Zamanının çok ilerisindeydi, çünkü sahte bir tarafsızlık boyası ile telif hakkı alınmış olan "Adil ve Dengeli" sloganıyla Fox News gibi, 1990'ların aşırı muhafazakâr sağcı medyanın yükselişinin habercisiydi.
Bu milyarder, H.L. Hunt - Haroldson Lafayette Hunt adlı kişiydi. Servetini, 1930'ların başında Amerika'nın en büyük petrol sahalarından biri olan Doğu Teksas'ın çam ormanlarına sahip olarak kazandı. O acımasız, hırslı bir adamdı ve erken dönemden itibaren onu diğer insanlardan farklı kılan insanüstü niteliklere sahip olduğuna kesinlikle ikna oldu.
İşte size kendisi hakkındaki kanaatini hissettiren Bay Hunt'ın bir resmi.
1920'lerden itibaren Hunt iki eşli olan biriydi. İki kadınla evlendi ve birbirinden bihaber iki aile büyüttü. İkinci eşi Frania'ya, isminin Binbaşı Franklyn Hunt olduğunu söyledi. Olağanüstü petrol anlaşması nedeniyle resminin tüm Teksas gazetelerinin ön sayfasında yer aldığı zaman onun için zorlu bir an oldu. İkinci karısı Frania, Hunt'a bu kişinin o olup olmadığını sordu. Hunt inkâr etti ve bu kişinin çok zeki olan amcası olduğunu söyledi.
Hunt, Teksas'ta servetlerinden dolayı muazzam etkiye sahip olan aşırı sağcı petrolcülerden oluşan bir grubun parçasıydı. Bu grup hakkında yazılan harika bir kitap var; Bryan Burrough tarafından The Big Rich (Büyük Zengin). Burrough, 1930'larda, Başkan Roosevelt'ten nefret ettikleri için ilk kez nasıl yükselişe geçtiklerini anlatıyor; bir petrol adamının Roosevelt’e "zenci seven bir komünist" demesi nefretlerini gösteriyor. Roosevelt'in Yeni Anlaşması’nın gerçekten Yahudiler ve komünistler tarafından ya da kibarca ifade ettikleri gibi "sosyal parazit" tarafından yönetildiğine inanmışlardı.
Teksaslı bir kongre üyesi olan Sam Rayburn, bu sağcı petrolcü grubunu şöyle özetliyor: "Yaptıkları tek şey nefret etmek.”
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra H. L. Hunt iki şey yaptı. İki eşli aile koleksiyonuna üçüncü bir aile daha ekledi. Ayrıca aşırı muhafazakâr görüşlerini desteklemek için yeni iletişim aracı olan televizyona dönüş yaptı. Hunt, 1950'de "Eğitimsel Gerçekler Birliği" adını verdiği fikrini ortaya koyan bir broşür yazdı ve amacını kâğıda şöyle döktü:
"Bütün haber kanallarında kamuoyunu ilgilendiren konularla ilgili tüm haberlerin tarafsız bir şekilde sunulmasını sağlamak olacaktır”
Hunt, sıradan Amerikalılara bunun siyasi yaşamın meşru gerçeklerine erişimini sağladığı bir organizasyon olacağını söyledi.
Hunt, örgütün isminin "Gerçekler Forumu" olacağını açıkladı ve kamuya açık yüzü olması için Dan Smoot adında bir adam buldu. Smoot, düz ve mantıklı olan bir FBI ajanıydı. Radyodan başlayıp daha sonra televizyona geçerek Smoot, her hafta, haberlerin ardındaki gerçeklerin tarafsız bir sunumunu verecek olan Gerçekler Forumu adlı bir program sundu. Fox News'in dikkat çeken sloganını anımsatıyor: “Biz Haber Naklederiz, Siz Karar Verirsiniz."
Aslında bu denge ve adalet beyanı tamamen bir safsata idi. Smoot, bir konuya, sol veya liberal bakış açısını sıkıcı ve yumuşak bir şekilde sunarak başlayacaktı. Ardından, hevesle alternatif olan görüşü ya da Hunt'ın ifadesiyle "yapıcı" görüşü öne sürecekti. Bu görüş basitti; tüm hükümet kötüydü, iş dünyası kendi haline bırakılmalıydı. Aynı fikirde olmayan herkes dünyayı ele geçirmeye çalışan bir komünistti veya muhtemelen bir Yahudi idi.
Programlar, tarafsız ve dengeli davrandıkları iddiasının arkasına saklanarak aşırı muhafazakâr bir gündemi desteklemek için ters yüz edilmişlerdi.
Programlarda örtülü ırkçılık vardı. Bryan Burroughs kitabında, Smoot'un adil çalışma mevzuatına karşı çıktığı bir bölümden şu alıntıyı yapıyor:
"Zencilerin, Amerikalı ve İngiliz tüccarlar tarafından Amerika'ya ilk getirildiklerinde köleleştirilmiş özgür insanlar olmadıklarını hatırlayın. Onlar sadece Afrika’daki kendi halkları tarafından maruz kaldıkları barbar bir köleleştirmeden Batı Yarımküredeki nispeten merhametli bir köleleştirmeye getirildiler."
Gerçekler Forumu, New York'taki stüdyolarında üretilen iki farklı radyo programı ve üç TV programı ile başarılı bir medya kuruluşu haline geldi. Hunt tarafından ödenen kitap ve broşürlerle desteklendiler. Bu kitaplardan birinin adı Joseph Kamp tarafından yazılan "Birleşmiş Milletleri Kaldırmalıyız" idi. Onun önceki "dengeli" kitabının ismi ise "Hitler Liberaldi" idi.
(…)
Hunt'ın muhafazakâr görüşlerini yayma konusundaki saplantılı dürtüsünü çok iyi anlıyorsunuz. Sınırsız sayıda broşürler dağıtıyor, genç erkek ve kadınları Gençlik Özgürlüğü Konuşmacıları Birliği'nin bir parçası olmaları için eğitiyor ve hatta tüm ailesinin yeni radyo programlarından birini dinlemesi için yemek masasına oturması konusunda ısrar ediyordu. Belgeselin ismi ‘Hayat Çizgisi’ idi. Yine Hunt zamanının ötesindeydi çünkü gösteri, sağcı anti-komünist fikirleri köktenci din ile birleştirdi.
Görmediğiniz şey Hunt'ın hayatının trajedisi olan en büyük oğlu Hassie. Başlangıçta babasının peşinden petrol işine girmişti, ancak daha sonra şiddete meyilli ve paranoyak biri haline geldi. Hunt, ona kendi yöntemlerinden bir tedavi denedi, Hassie'ye yatması için birçok kadın getirdi. Ama babanın işine yarayan yöntem evladı için pek işe yaramamıştı. Doktorlar elektroşok tedavisi denediler ama bu da işe yaramadı. Sonunda Hunt, Hassie'ye prefrontal lobotomi (beynin ön lobunun alınması ameliyatı) yapmalarına izin vermeye ikna edildi ve oğlu, hayatının geri kalanını garip bir hayalet gibi Hunt malikânesinde dolaşarak geçirdi.
Filmin sonunda Hunt ve karısı oturma odalarında ayağa kalkarak birlikte "Biz yalnızca sıradan insanlarız" şarkısını söylerler. Bu çok garip ve doğru değil.
Hunt'un Gerçekler Forumu, 1990 yıllarda hem radyo hem de televizyonda sağın yükselişiyle, sonradan gelecek olanların çoğuna örnek olmuştu. Ancak Hunt, sadece sağın geleceğini şekillendirmekle kalmadı, aynı zamanda solun gazetecilikte tarafsızlık ve objektiflik fikrine saldırması ve aşındırması üzerinde de engin bir etkisi oldu.
Bu, Lee Harvey Oswald'ı vuran Jack Ruby'nin cebinde bulunan bazı kâğıt parçaları nedeniyle vuku buldu. Bunlardan ikisi Hunt'un Hayat Çizgisi adlı radyo programından alınan senaryolardı. Üçüncüsünde ise Hunt'ın oğullarından birinin telefon numarası vardı.
Hayat Çizgisi programlarının birçoğu, John F. Kennedy'ye, Amerika'yı yok eden komünist bir sahtekâr diyerek saldırdı ve görünüşe göre Jack Ruby, Kennedy karşıtı vahşi bir propagandanın etkisine girmişti.
Daha sonra, suikast gününde Dallas Morning News'e verilen tam sayfa bir reklamın, Hunt'ın oğullarından biri olan Bunker Hunt tarafından kısmen ödendiği anlaşıldı. Reklam; siyah, tehditkâr bir kenarlıkla çevriliydi ve alaycı bir şekilde "Bay Kennedy, Dallas'a Hoş Geldiniz" başlığını taşıyordu.
Babası gibi Bunker Hunt da aşırı muhafazakârdı ve reklamda, Gerçekler Forumu’ndan etkilenmiş bir başlık vardı. Kendilerine “Amerika Gerçekleri Araştırma Komitesi” adını vermişlerdi ve kendilerini "Hakikati dileyen bağımsız ve partizan olmayan bir yurttaş grubu" olarak tanımlıyorlardı. Ve JFK'yi Amerika'ya karşı her türlü hain eylemle suçluyorlardı:
"Kardeşiniz Başsavcı Bobby'ye, sizi, yönetiminizi ve liderliğinizi eleştiren sadık Amerikalılara dava açmasına izin verirken Amerika'daki komünistlere, yol arkadaşlarına ve aşırı solculara karşı yumuşak davranmasını neden emrettiniz?
Bu sorulara yanıt talep ediyoruz ve bu yanıtları hemen istiyoruz."
Sonuç olarak Amerika'daki gazeteler, Hunt'un Teksas'ta, Başkan'ın ölümüne katkıda bulunabilecek "nefret iklimi" yaratma operasyonlarına saldırdı. Hunt ve oğulları, daha sonra Warren Komisyonu'nun bir parçası olacak olan FBI soruşturması için hedef haline geldi.
Ve durum daha da kötüleşti. 1967'de New Orleans'taki, hırslı Bölge Savcısı Jim Garrison, Kennedy'nin öldürülmesiyle ilgili yeni bir soruşturma başlattı. Garrison, adı belirtilmeyen bazı Texas petrolcülerinin de dahil olduğu bir komplonun olabileceği hakkında konuşmaya başladı.
Hunt'un güvenlik şefi; Garrison'un ekibi tarafından hazırlanan, merkezinde H.L Hunt’un da yer aldığı, Dallas polisi, Ruby, Oswald ve Dallas’ta her türden küçük oyuncu arasındaki bağlantıları kuran karmaşık bir ağın diyagramını ele geçirmeyi başardı. Dosya 1969’da kapatılmasına rağmen bu şema solun komplo teorilerinin şablonu oldu.
Bunun en eski ve en güçlü kullanımlarından biri, 1967'de Emile de Antonio adında sol görüşlü bir film yapımcısı ve Mark Lane adında avukatlıktan dönen bir araştırmacı tarafından yapılan Rush To Judgment (Hüküm Vermede Acele Etme) adlı bir filmdi. De Antonio büyüleyici bir karakterdi; avangart sanat dünyasından gelmeydi ve Andy Warhol ve Robert Rauschenberg ile çalışmıştı ve o zamanlar çok yaygın hale gelen, iki boyutlu görüntülerin medya dünyasına duydukları güvensizliği paylaştı.
Rush to Judgment, Kennedy suikastı için alternatif bir açıklama önermeyi amaçlıyordu. Bu diğer hikâyenin merkezinde, Texas'ta komplolarını gizlemek, zenginliklerini ve güçlerini kullanarak çarpık bir kurgu yaratan bir grup güçlü, karanlık adam var. Bu çarpık kurgu, yalnız ve kaçık Oswald’ın (Kennedy’nin cinayetinin şüphelisi) arkasına saklanıyordu. Halkın inandığı bir kurgu.
Film, Teksas dünyasından bir dizi sıra dışı oyuncu ile röportaj yapıyordu ve çok güçlü bir belirsizlik ve şüphe ortamı yaratıyordu. Bu belirsizlik ve şüphenin temelinde, Amerika'daki bu gizli güçlerin gerçeği bilmenize asla izin vermeyeceğini söyleyen bir mesaj var. Bu, medya tarafından size söylenenlerin bir yalan olabileceği veyahut manipüle ediliyor olduğunuz fikrine dayanıyordu.
L. Hunt’un kendi TV programları aracılığıyla nesnellik ve hakikat fikrini kemirmesi gibi, sol da aynı şeyi yapmak için H. L. Hunt'un şeytani bir karikatürünü kullanıyordu. O ve diğer karanlık figürler, diyordu sol, asla gerçeği öğrenmenize müsaade etmeyecekler.
İşte Rush To Judgment filminden bir bölüm. Galasını 1967'de BBC televizyonunda yaptı ve prime time’da bir buçuk saat yayınlandı. Bölüm, stüdyodaki sunucunun filmi tanıtması ve izleyicinin onu nasıl yorumlaması gerektiğini çerçevelemesi ile başlar. Sonra filmin doğrudan son kısmına geçtim ve bu kesit Jack Ruby'nin, Dallas polisi ve müesses nizam ile ne kadar iç içe olduğuyla ilgiliydi.
Film uzun ama bilerek öyle (kısa) bıraktım çünkü Emile de Antonio'nun, sizi asıl gerçeği sunduğuna ikna etmek için belirli bir tekniği nasıl kullandığını görmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Görüşmeler uzun sürüyor ve Dallas polis şefiyle yapılan bir arşiv görüşmesi polise karşı delil olarak kullanılmak için defalarca gösteriliyor. Gerçek hissettiren ve aynı zamanda karakterleri yargılamanıza izin veriyormuş gibi hissettiren kümülatif bir güce sahiptir bu. Bu teknik yükselişe geçti ve son otuz yılın ana akım liberal belgesellerinin çoğunun ana tekniği haline geldi.
Ama aynı zamanda avangart sinemadan ödünç alınmış bir teknik ve bu anlamda Fox News’de gördüğünüz her şey kadar yapay bir dil.
Biz haberi naklederiz. Siz karar verirsiniz.
Mark Lane, 1973'te Executive Action adlı bir filmin yazılmasına yardım etti. Film, bir grup Teksaslı petrolcünün Başkan Kennedy'yi nasıl öldürdüğüyle ilgiliydi. Bu, Oliver Stone'un JFK'sinde yeniden ortaya çıkan fikirle aynıydı. Fakat Hunt'un en iyi ve en erken dönem karikatürü, yine 1967'de yapılan Billion Dollar Brain filminde yapılmıştır. Len Deighton tarafından yazılmıştır ve yönetmenliğini Ken Russell üstlenmiştir. Kötü adam, Haçlı Seferleri İçin Özgürlük adlı bir örgütü yöneten ve Sovyetler Birliği'ni devirmek için dev bilgisayarını kullanmak isteyen, General Midwinter adlı çılgın sağcı bir Teksaslı petrolcüydü.
Ancak H L Hunt, bir karikatür sağcı kaçıktan çok daha fazlasıydı. Bugün medyaya duyulan güvensizliğin kökleri, 1950'lerdeki Gerçekler Forumu ve 1960'larda Dallas'ta oynadığı garip rol ile ona ve fikirlerine dayanıyor.
Daha sonraki yazılarda, Hunt'ın Doğu Teksas'ın karaçam ormanlarından nasıl başlayıp yayıldığını ve çağımızda tarafsızlık ve nesnellik fikrini baltalamaya ve çok daha güçlü bir güce nasıl dönüşmeye başladığını takip etmek istiyorum.
Metnin kaynağı için tıklayın.
Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye Ahmet Karadeniz tarafından sosyokritik.com için çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.



