Pandemiden Sonra Uykuya Geri Dönemeyiz

Gerçekte, bizim tecrübe ettiğimiz krizler bir rüyadan uyanıyormuşuz gibi hissettirir. İnsan hayatının gerçekliğiyle bir yüzleşme gibidir. Çünkü bizler birbirini umursayan ve birbirini gözeten kırılgan varlıkların toplamıyız.

David Graeber
David Graeber 3 Mayıs 2021
Pandemiden Sonra Uykuya Geri Dönemeyiz

David Graeber, ölümünden kısa bir süre önce kaleme aldığı makalede, salgın sonrası, toplumumuzun örgütlenme biçiminin artık mantıklı ve doğru göründüğü döneme geri dönemeyeceğimizi ifade ediyor. Eski düzen sadece bir kaç zenginin tüm kaprislerini karşılayan; bizi ise bozan ve küçük düşüren bir düzendir.Anarşist, antropolog ve örgütleyici yönleriyle bilinen David Graeber, 2020 yılının Eylül ayında elli bir yaşında çok erken denilebilecek vakitte, trajik bir şekilde hayatını kaybetmeden önce, COVID-19 salgınından sonra hayatın ve politikanın nasıl görünebileceği üzerine düşüncelerini bu makalede ele aldı.

***

Önümüzdeki birkaç ay içinde bir yerde kriz ilan edilecek ve “gerekli olmayan” işlerimize geri dönebileceğiz. Birçok kişi için bu, bir rüyadan uyanmak gibi olacak.

Medya ve siyaset sınıfları kesinlikle bizi bu şekilde düşünmeye teşvik edecek. 2008 finansal çöküşünden sonra yaşanan tam da buydu. Kısa bir sorgulama anı yaşandı (“Finans” nedir? Finans dediğimiz şey başkalarının borçları değil mi? Para nedir? Sadece borç mu? Borç nedir? Bu yalnızca bir vaat değil mi? Para ve borç, aramızda yaptığımız vaatlerin toplamıysa, bunu kolayca farklı şekilde düzenleyemez miydik?). Fakat sorgulama kapısı susmamızı, düşünmekten vazgeçmemizi ve işlerimize geri dönmemizi ya da en azından yeniden iş aramaya dönmemiz gerektiğini söyleyenler tarafından hemen kapatıldı.

Geçen defa çoğumuz buna kandık. Bu kez kanmamamız hayati önem taşıyor.

Gerçekte, bizim tecrübe ettiğimiz krizler bir rüyadan uyanıyormuşuz gibi hissettirir. İnsan hayatının gerçekliğiyle bir yüzleşme gibidir. Çünkü bizler birbirini umursayan ve birbirini gözeten kırılgan varlıkların toplamıyız. Bizi hayatta tutmak için birbirimizi gözetme işinin aslan payını üstlenenler, çoğunlukla ağır vergi yükü altında bırakılan, düşük ücretle çalışan ve her gün aşağılanan insanlardır. Buna karşılık, nüfusun önemli bir bölümü ise fanteziden fanteziye koşan, rant toplayan, üretmeden kazanan ve iş yapan, tamir eden, yük taşıyan, başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan insanların önüne engeller çıkaran bir düzenin parçasıdır. Bunların hepsinin saçmalık olduğu gerçekliğe geri dönmememiz bir zorunluluk, çünkü bu saçma şeyler rüyalarda olur.

Şuna ne dersiniz: Birilerinin emeğinin başkalarına açıkça kâr sağladığını gördüğümüz hâlde, neden o emek sahiplerine daha az ücret ödenmesini olağan karşılıyoruz? Ya da bizi dünyadaki yaşamın büyük bölümünü yok etmeye sürüklüyor olsa bile, finansal piyasaların uzun vadeli yatırımları yönlendirmede en doğru araç olduğu iddiasında neden ısrar ediyoruz?

Bu kez neden tersini yapmayalım? Olağanüstü hâl sona erdiğinde gerçekten öğrendiklerimizi hatırlayamaz mıyız? Eğer ekonominin bir anlamı varsa, bunun birbirimizi hayatta tutacak (kelimenin tam anlamıyla) şeyleri sağlamak anlamına geldiğini kabul edelim. “Pazar” dediğimiz şeyin de çoğu zaman zenginlerin, hatta çoğu patolojik sayılabilecek arzularının tasnif edildiği bir alan olduğunu görelim. Eğer zenginlerin dalkavuklarının derslerde salık verdiği, bizim kamusal bilinçten yoksun olduğumuz ve bu yüzden felaketlerle baş edemeyeceğimiz yönündeki düşünceye inanacak kadar ahmak olursak, yaklaşan afetler karşısında sığınak projelerini tamamlamakla meşgul olan güçlü zenginlerin kaçış planlarını fark edemeyiz.

Bu kez, lütfen onları görmezden gelebilir miyiz?

Şu anda yaptığımız işin çoğu hayal ürünü. Yaptığımız bu işler ya sadece var olsun diye var (Graeber’in saçma ya da değersiz işler olarak çevrilebilecek ‘Bullshit Jobs’ kavramına atıf-çn) ya da zenginleri rahatlatıp yoksullara değersizlik duygusu aşılamak için var. Bir an durup düşünecek olursak, kendimize çok daha makul bir dizi vaatte bulunmak mümkün olabilir: Örneğin, bizi gözeten/ayakta tutan insanlara gerçekten önem vermemizi sağlayacak bir "ekonomi" yaratmak gibi.

Metnin kaynağı için tıklayın.

Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye sosyokritik.com tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.