Ekranlar ve Okuma Deneyimi: Kâğıttan Ekranlara Geçiş Okuma Biçimimizi Nasıl Etkiliyor?

Ekranda okurken bilgiyi daha düşük düzeyde özümsediğimiz iyi bilinmektedir. Peki neden? Bunu iyileştirmek için bir şey yapabilir miyiz?

LY
Ekranlar ve Okuma Deneyimi: Kâğıttan Ekranlara Geçiş Okuma Biçimimizi Nasıl Etkiliyor?

Okuma eylemi o denli sıradan ve yaygındır ki bunun insan beyni için ne kadar büyük bir güçlük teşkil ettiğini takdir etmek zordur. Bu cümleyi okurken, kelimelerin görsel biçimlerini kullanarak bellekten anlamlarına ve telaffuzlarına erişiyor; ardından bu bilgiyi ve konuşma dili için evrimleşmiş nöral sistemleri kullanarak daha büyük anlam birimleri olan ifadeler, cümleler ve genişletilmiş söylemleri inşa ediyorsunuz. Okuma, görece yakın tarihli bir kültürel icattır; beynimiz okumak için evrimleşmemiştir. Ancak insanlar, yıllarca süren eğitim ve pratiğin ardından yetkin okumayı desteklemek için gerekli beyin sistemlerini koordine etmeyi öğreniyor. Bu süreç doğası gereği zordur; nitekim normal zekâya ve eğitim fırsatlarına sahip olmalarına rağmen insanların önemli bir bölümü okuma yeterliğine ulaşmakta güçlük çeker.

Şimdi durup bu makaleyi nasıl okuduğunuzu düşünün. Büyük olasılıkla bilgisayar, akıllı telefon, tablet ya da e-kitap okuyucu gibi dijital bir aygıt kullanıyorsunuz. Bu basit olgu üzerinde düşünmeye değer; zira dijital okuma için gerekli teknolojinin yaygın ve her yerde bulunur hâle gelmesi yalnızca son on yılda gerçekleşmiştir. Geleneksel kitap, dergi ve gazetelerden dijital medyaya yönelen bu dönüşüm, en azından belirgin bir değişikliği beraberinde getirmiştir: Türümüzün biriktirdiği bilgi zenginliği artık anında erişilebilir hâle gelmiştir. Bu durum, insanların bilgiyi kullanma biçimini etkilemiştir; örneğin bu dijital içeriklerin okurları, parmaklarının ucunda bulunan bilgi yığınlarının arasından ayıklama yapabilmek için eleştirel düşünme becerilerini devreye sokmak zorundadır.

Bu değişimler göz önüne alındığında, dijital aygıt kullanımının okumanın doğasını ya da niteliğini değiştirip değiştirmediği ve eğer değiştirdiyse bunu nasıl yaptığı sorusu gündeme gelebilir. Örneğin, basılı bir kitabı okumaya kıyasla çevrimiçi bir şey okurken odaklanmanın daha güç hâle geldiğini fark etmiş olabilirsiniz. Bir metni dizüstü bilgisayarda okumak ile kâğıt üzerinde okumak arasında gerçekten bir fark var mıdır? Yakın zamanda bu konuyla ilgili bilimsel araştırmaları gözden geçirdiğimiz bir derleme çalışması yaptık ve bu bulgulara dayanarak bazı olası yanıtlar sunuyoruz.

Öncelikle okuma ve yazmada kullanılan yazı sistemlerini ele alalım. İngilizce ile Çincenin yazı sistemlerinin karşılaştırılması da açıkça göstermektedir ki bu sistemler kültürler arasında farklılık gösterir. Ne var ki yazı sistemleri arasındaki bu büyük farklılıklara karşın, okumayı destekleyen zihinsel süreçler dikkat çekici ölçüde benzerdir. Bunun belki de en güçlü kanıtı, İngilizce ve Çince gibi dillerde okumayı destekleyen kortikal bölgelerde [gözlenen] yakınsamayı ortaya koyan beyin görüntüleme deneylerinden gelir. Bu araştırmalar, basılı sözcüklerin görsel olarak işlenmesinde ve ardından ifadelerin ve cümlelerin anlamlarını oluşturmak üzere bu sözcük anlamlarının kullanılmasında aynı beyin bölgelerinin etkinleştiğini göstermektedir.

Bu bulgulara dayanarak kâğıt temelli metinlerle dijital metinlerin okunması arasında kayda değer farklılıklar olmayacağı öngörülebilir. Ne de olsa farklı yazı sistemlerinin okuma biçimimiz üzerindeki etkileri göz ardı edilebilir. O halde metnin görüntülenme şeklinin onu okumamız ve anlamamız üzerinde neden herhangi bir tesiri olsun ki? Ne var ki bunun aksini düşündüren deneysel bulgular vardır.

Bu bulgulardan biri, ekran gölgelemesi (screen inferiority) etkisidir. Adından da anlaşılacağı üzere bu etki, diğer tüm koşullar eşitken aynı metnin kâğıt üzerinde okunmasına kıyasla dijital bir ekranda daha düşük düzeyde anlaşıldığını gösteren bulgulara işaret eder. Örneğin bu makaleyi çevrim içi okuyorsanız, içeriğine ilişkin kavrayışınızın (en azından belli bir ölçüde) zedelenmiş olması mümkündür. Makaleyi okuduktan sonra ana fikre ilişkin soruları doğru yanıtlayabilirsiniz; ancak ayrıntıları, metni kâğıt üzerinde okumuş olmanıza kıyasla daha iyi aktaramayabilirsiniz. Bu etkinin güçlü olduğunu, farklı diller ve yazı sistemleri genelinde belgelenmiş olmasından anlayabiliriz.

Bununla birlikte bazı çalışmalar, bu etkinin büyüklüğünün çeşitli değişkenlere bağlı olduğuna dair kanıtlar sunmuştur. Bu değişkenlerden biri metnin niteliğidir: Açıklayıcı metinlerin anlaşılmasına kıyasla, okurun kendisini öyküsüne kaptırdığı anlatı metinlerinin anlaşılması, metnin nasıl görüntülendiğinden daha az etkileniyor gibi görünmektedir. Dolayısıyla bir ders kitabı çalışmak yerine ilgi çekici bir roman okuyorsanız, metnin ekrandan mı yoksa kâğıttan mı okunduğu kavrayışınız üzerinde çok az etkiye sahiptir. Bir diğer önemli değişken, okumaya ayrılan süredir; ekran gölgelemesi etkisi, okurun hızlı okumaya zorlandığı durumlarda daha belirgin hâle gelmektedir. Bir metni çok hızlı okumak zorundaysanız, onu basılı olarak okumak daha uygun olabilir. Okuma becerisinin de önemli bir değişken olduğunu gösteren bulgular vardır; ekran gölgelemesi etkisi, okuma becerisi daha düşük olan okurlarda daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır.

2020 tarihli bir çalışma, ekran gölgelemesi etkisinin okurun yanlış bilgilendirmeye (misinformation) yatkınlığını artırabileceğini ve dijital olarak sunulan bir metindeki önemli tutarsızlıkları fark etme olasılığını azaltabileceğini ileri sürmektedir. Bunun açık ve pratik sonucu şudur: İnsanlar çevrim içi okudukları yanlış iddialar tarafından yanıltılma açısından daha yüksek risk altında olabilir. Günümüzde yanlış bilginin büyük bölümü (eğer çoğu değilse bile) elbette çevrim içi ortamda karşımıza çıkmaktadır.

Ekran gölgelemesi etkisinin nedenleri henüz yeterince anlaşılmış değildir. Bu etki, kısmen ekran üzerinden okumanın yol açtığı göz kuruluğu ve görsel yorgunluğu yansıtıyor olabilir. Ancak bu etki, okurların düşüncelerini ve davranışlarını nasıl kontrol ettikleriyle de ilişkili olabilir. Bu yaklaşıma göre dijital okuma çoğu zaman sosyal medya gönderileri, kısa çevrim içi haber yazıları ve e-postalar aracılığıyla hızlı biçimde bilgi edinmeyi içerdiğinden, okur bu kısa ve basit metinlerin ana fikrini anlamaya yeten yüzeysel okuma biçiminin, daha uzun ve daha zor metinleri anlamakta yetersiz kaldığını fark etmeyebilir.

Bu yaklaşıma göre ekran gölgelemesi etkisi, bir okuma stratejisinin (kısa ve basit metinleri gözden geçirerek okuma) başka ve uygun olmayan bir duruma (daha uzun ve daha karmaşık metinleri okuma) hatalı biçimde uygulanmasını yansıtır. Örneğin gözden geçirerek okuyan okurlar, çoğunlukla dilbilgisel işlev üstlenen kısa işlev sözcüklerini (örneğin “bir” ve “o”; İngilizcede “a” ve “the”) görmezden gelerek bunun yerine genellikle daha fazla anlam taşıyan uzun içerik sözcüklerine odaklanabilirler. Bu gözden geçirme stratejisi kısa bir metnin ana fikrini anlamak için yeterli olabilir; ancak işlev sözcüklerinin göz ardı edilmesiyle kaybedilen bilginin, daha uzun ve daha karmaşık metinlerin anlaşılmasını zayıflatması beklenir. Çünkü dilbilgisel roller, “kimin kime ne yaptığını” anlamak için gereklidir.

Nihayetinde okumanın farklı stratejilerin kullanılmasını içerdiğini düşünmemizi gerektiren nedenler vardır. Buna ilişkin ikna edici kanıtlardan biri, dijital okumanın bir başka yaygın örneği olan film ve televizyonda altyazı okumadır. Birçoğumuz yabancı dildeki film ya da dizileri izlerken altyazı kullanırız. COVID-19 pandemisinin başlangıcından bu yana ise, özellikle çevrim içi öğretim videolarının çoğunlukla altyazı içerdiği eğitim alanında bu kullanım daha da yaygınlaşmıştır. Bu tür multimodal (birden fazla medya unsurunu içeren) okuma durumlarında okur, belirli ve sınırlı bir süre boyunca ekranda görünen altyazıları okumayı, videodaki görsel ve işitsel bilgiyi anlamak için gerekli diğer işlemlerle eşgüdüm içinde yürütmek zorundadır.

Altyazı okumanın nasıl gerçekleştiğini göstermek amacıyla 2020 tarihli bir deneyde araştırmacılar, okurların bir belgeselde altyazıları okurken göz hareketlerini izlemiştir. Altyazıların sunum hızı saniyede 12 karakterden 28 karaktere yükseldikçe okurlar, altyazıları okumaya ayrılabilen sürenin azalmasına tepki olarak davranışlarını uyarlamıştır. Bu uyarlamalar arasında daha uzun ileriye dönük göz sıçramaları (progressive eye movements) yapmak, önceki altyazı bölgelerine geri dönüş niteliğindeki göz hareketlerini (regressive eye movements) daha az gerçekleştirmek ve altyazılardaki her sözcüğe daha kısa süreyle bakmak yer almıştır. Okumada göz hareketi denetimini modelleyen bir bilgisayar programıyla gerçekleştirilen simülasyonlar, bu uyarlamaların telafi edici bir strateji olduğunu ve söz konusu stratejilerin, daha önce değinildiği gibi kısa işlev sözcüklerini görmezden gelerek ya da tek tek sözcükleri tanımak için yalnızca belirli bir azami süre tanıyarak altyazıların ana fikrini anlamaya yönelik kullanıldığını düşündürmektedir. Bu tür gösterimler, okurların dijital materyalleri okumanın dayatabileceği ek talepleri karşılayabilmek için “normal” okuma davranışlarını uyarlamaya çalıştıklarını ortaya koymaktadır.

Dijital aygıtlarla dolu bir dünyada, bu tür bulgular, okumanın geleceğine ilişkin ne düşündürmektedir? Okumanın bundan sonra nasıl değişeceği hakkında kesin yargılarda bulunmak güç olsa da okuma teknolojileri ve olası yararları konusunda iyimser olmak için nedenler vardır. Bu tür teknolojilerin yaygınlaşması, hem okuma etkinliğine katılma fırsatlarını hem de erişilebilir materyallerin çeşitliliğini artırmıştır. Gelecekte “yetkin” bir okurun ne anlama geldiğine ilişkin tanımlar, farklı amaçları desteklemek üzere çeşitli okuma teknolojilerinden yararlanma kapasitesini içerebilir. Örneğin karmaşık konular içeren metinleri derinlemesine anlamak için kâğıt temelli okumayı tercih etmek; buna karşılık eğlence, kişilerarası iletişim ya da başka türlü erişilemeyen (yalnızca dijital ortamda bulunan) metinler için dijital okumayı kullanmak gibi. Ayrıca gelecekteki teknolojik gelişmeleri öngörmek de zordur; bu nedenle kâğıt benzeri, belirli bir amaca adanmış e-kitap okuyucularının bir gün dijital okumanın yararlarını maliyetleri olmaksızın sunması mümkündür.

Bununla birlikte pek çok okurun giderek artan biçimde okumalarının çoğunu ekran üzerinden yaptığı göz önüne alındığında (muhtemelen burada yaptığınız gibi), okuma amaçlarınıza bağlı olarak okuma stratejilerinizi bilinçli biçimde uyarlamaya şimdiden başlamanız yararlı olabilir. Örneğin amacınız zor bir konuyu anlamak olduğunda, ekranda okumayı bilinçli olarak yavaşlatabilir ya da dikkat bölünmesine yol açabilecek reklam afişleri gibi görsel dikkat dağıtıcıların daha az bulunduğu arayüzleri tercih ederek bu uyarlamayı gerçekleştirebilirsiniz. Dijital çağda en verimli biçimde okuyabilmek için amaçlarınızın farkında olmanız ve ardından, kullanılacak araç dâhil olmak üzere, bu amaçları en iyi destekleyen okuma yaklaşımını seçmeniz gerekir.

Yazının İngilizce aslı için tıklayınız.

Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye sosyokritik.com tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.