Sosyal bilimlerde akademik yazım üzerine yazılmış en eski kitaplardan biri Howard Becker’a aittir. Hatırladığım kadarıyla “Howie” olarak anılmak istiyordu. Ancak kendisini yakından tanımadığımdan, kitaplarında geçtiği şekliyle ona Howard Becker olarak hitap etmeliyim. Benim için “Howie” değil. Bu size saçma görünebilir, ama göreceğiniz üzere bu ayrıntı yazının konusuyla doğrudan ilişkilidir.
Şimdi, Becker, Sosyal Bilimciler İçin Yazım kitabında akademik yazı yazanların kalemlerini tuttuklarında takındıkları dört tip karakteri tarif ediyor:
1- Klas olmak isteyen yazar. Becker, klas yazar karakterini şöyle tanımlıyor: Bizi süslü bir dil, küçük şeyler için büyük kelimeler, sıradan şeyler için olağandışı kelimeler kullanmaya ve ayrıntılı cümlelerle kendini hemen belli etmeyen ayrımlar ortaya koymaya yönlendirir… Dilimiz hissetmek ve cisimleştirmek istediğimiz zariflik için çabalar. (s. 34) “Klas” yazar karakteri, birçok araştırmacının araştırma sürecinin başında benimsemek zorunda hissettiği bir roldür. Becker, bunun kısmen bu tarzda yazmanın “doğru” yol olduğuna inanmalarından kaynaklandığını öne sürer.
2- Soyut konulardaki uzmanlıklarını vurgulamak isteyen yazar tipi. Becker’a göre bu kişiler, ‘içerden bilgi aktaran’, bilgili görünmeyi seven ve sıradan insanların gelecek haftaki gazeteden öğrenebileceği olayların “batınını” şimdiden bilen biri gibi görünmeyi severler. Açıklanması güç pek çok ayrıntı kullanırlar ve bu, okuyucuların söylediklerini sorgulamadan kabul etmesini sağlar. Sonuçta, “Bu kadar çok şey bilen biri nasıl yanılıyor olabilir ki?”
3- “Oradaydım” diyerek olaya dair en mahrem bilgileri bildiğini iddia eden yazar tipi. Bu tür yazar, soyut tanımlamaları ve görgü tanıklığına dayalı açıklamaları art arda sıralar. “‘Bunları ben gördüm’” tarzındaki ifadeler, kişisel olmayan iddiaların daha doğru görünmesini sağlar.
Becker’in bu üç akademik yazı karakterine dair çekinceleri var. Bu karakterler, makale ve kitaplarda sıkça karşımıza çıkan ve yazılarında ciddi sorunlar barındıran kişilerdir. Becker, daha sade, doğrudan ve açık bir yazı tarzını tercih eder.
Dolayısıyla dördüncü tip, daha gündelik ve ‘samimi’ bir üslupla yazan yazardır. Becker, bu yazarın retorik ve süslü söylemler yerine, sade bir anlatım, kanıt ve tartışma yoluyla otorite kazanmaya çalıştığını düşünür.
Becker, dört akademik yazı karakterinden hiçbirinin doğrudan doğru ya da yanlış olarak değerlendirilemeyeceğini kabul eder. Aksine, her biri farklı işlevler üstlenir. Her biri okuyucuyu farklı biçimlerde konumlandırır. Bazıları, diğerlerine kıyasla daha manipülatif, daha yabancılaştırıcı ve daha hiyerarşiktir. Ancak sanırım Becker’ın dördüncü karakter olarak önerdiği, “içimizden biri” sadeliğinde yazmak dediği tarz, kışkırtıcı bir yazım biçimidir; ve ona otoritesini kazandıran şeyin tam da bu sıradanlık olduğunu öne sürebilirsiniz. Howie’de İngiliz standartları yok, söyledikleri bu yüzden doğru olmalı.
Fakat Becker’ın temel kaygısı, doktora öğrencileri ve onların neyi öğrenip uyguladıklarıdır. Özellikle, bu öğrencilerin “klas” yazar karakterine; büyük kelimeler ve karmaşık cümleler kullanan bir yazı tarzına yönelmelerinden endişe duyuyordu. Görece yeni akademisyenler diyor Becker:
“… Ama Howie, böyle söylediğinde herkesin söyleyebileceği bir şeymiş gibi geliyor kulağa'' diyen öğrenciyi hatırlayın. Eğer kendinizi diplomanızı kazanmak için sarf ettiğiniz zaman ve çabanın değerli olduğuna, ileride hayatınızı farklı kılacak bir biçimde değişmekte olduğunuza ikna etmek istiyorsanız o zaman herkes gibi değil, herkesten farklı görünmek istersiniz. Bu arzu tanık olduğumuz gerçekten çılgınca olan fasit daireyi açıklayan yegâne nedendir. Öğrenciler akademik dergilerde gördükleri biçim aşırılıklarının en kötülerini tekrarlarlar. Çalışmalarını geri kalan diğer aptalların bildiğinden ve söylediğinden farklı yapan şeyin bu aşırılıklar olduğunu öğrenirler. Okudukları makaleler gibi makaleler yazarlar. Yazdıklarını daha iyisi olmadığı için (ve akademik dergiler pahalıya mal olan tashih işlerine para ayıramadıkları için) bunları basmak zorunda kalan editörlerin dergilerine gönderirler. Böyle yaparak da bir sonraki kuşağa bu kötü alışkanlıkları sürdürmesi için ham madde sağlarlar.” (s.67)
Doktora öğrencilerinin daha işin başında 'klas' akademik yazımı benimsemeleri konusundaki Becker’ın endişesini paylaşıyorum; bu endişeyi akademik yazım üzerine yazan ve ders veren birçok meslektaşım da taşıyor.
Bu nedenle küçük bir rica… Doktoraya yeni başlayanlarınız ve biz diğerleri için Becker’ın sözleri dikkate değer. Akademik mükemmellik adına “klas karakter” ve “sıkıcı, gereksiz ayrıntılı, gösterişli yazım” tarzını benimseyip benimsememek her zaman elimizde.
Eğer hâlâ okumadıysanız, Howie’nin kitabına mutlaka göz atın. Eski ama harika!
Metinde alıntı yapılan kaynak:
Howard Becker, Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi, Heretik, 2013
Yazının kaynağı için tıklayınız.



