Akademi camiası, özellikle araştırma teknikleri ve veriye dayalı çalışma becerileri açısından ciddi bir yaratıcılık sıkıntısı yaşamaktadır. Yüksek lisans ve doktora düzeyindeki bilimsel araştırma yöntemleri derslerinde, öğrencilere uygulamalı beceriler kazandırılamamakta; özellikle akademik yazma becerisinin kendiliğinden gelişmesi beklenmektedir.
Bu eksikliği gidermek amacıyla, İngilizce literatürde yazma üzerine yapılan çalışmalara başvurduk. Bu bağlamda, yazma atölyeleri düzenleyen, sıkça ziyaret edilen bir blog kaleme alan ve konuya ilişkin kitapları bulunan Pat Thomson’un ilgili yazılarını Türkçeye çevirmeye karar verdik.
Ülkemizde sosyal bilimlerin gelişimi için yeni bakış açılarına duyulan ihtiyaç açıkça ortadadır. Bu çevirilerin, akademik yazma ve araştırma yöntemleri üzerine yeni tartışmalar başlatması umut edilmektedir. (Sosyo Kritik)
Verilerle Oynamak
Araştırma sürecinde yaptığımız her şeyin mutlaka belirli bir nihai sonuca ulaşması gerekmez. Bazen “tamamlamak ve bitirmek” yönündeki tüm kaygıları bir kenara bırakmak, sürecin kendisine alan açmak açısından oldukça faydalı olabilir.
Zaman zaman, yalnızca verilerle oynamak, onlarla ilişki kurmanın farklı yollarını denemek için ara vermek isteyebiliriz. Deneyin, gözlemleyin. Ne olacağını görün.
Belki de teslim tarihlerini ve taslak üretimini geçici olarak bir kenara bırakmak, bize daha önce fark etmediğimiz yeni kavrayışlar veya özgün fikirler kazandırabilir.
Eğer biraz risk almaya ve şimdiye dek benimsediğiniz çalışma tarzına kısa bir ara vermeye hazırsanız, işte verilerle denemeler yapmanızı teşvik edecek birkaç öneri:
1. Her gün kullandığınız bazı eşyaları rastgele seçin ve bir torbanın içine yerleştirin.
Gözlerinizi kapatın ve içinden üç eşya çekin. Ardından gözlerinizi açarak seçtiğiniz nesnelere bakın.
Şimdi, bu üç nesneden yola çıkarak veriniz hakkında yazın:
- Veriniz, bu nesnelerin her biriyle nasıl bir çağrışım kuruyor?
- Bu üç nesne arasında nasıl bir ilişki var?
- Veriniz de benzer şekilde, kendi içindeki parçalar arasında nasıl ilişkiler kuruyor olabilir?
Bu alıştırma, verinizle daha sezgisel ve yaratıcı bir bağ kurmanıza yardımcı olabilir.
2. Her zamanki yazma alanınızdan uzaklaşın ve yeni bir kamusal mekâna geçin. Çevrenizdeki insanların konuştuklarına dikkat edin; özellikle dikkatinizi çeken cümleleri not alın.
Ardından bu notlarınız arasından dört ifadeyi seçin ve düşünün:
- Verinizin hangi bölümleri bu cümlelerle ilişkilendirilebilir?
- Bu ilişki nasıl kuruluyor ve neden anlamlı olabilir?
- Seçtiğiniz cümleler kendi aralarında örtüşüyor mu?
Şimdi bu dört cümleyi ve verinizin ilgili kısımlarını bir araya getirerek, anlamlı bir hikâye oluşturmayı deneyin. Yarım sayfalık kısa bir metin yazabilir misiniz?
3. Verinizi okuduğunuzda sizde uyandırdığı duyguların bir listesini yapın. Ardından kendinize şu soruyu sorun: Bu duyguları tetikleyen şey verinin neresinde? Hangi ifade, hangi detay ya da hangi bağlam sizi bu yönde etkiledi?
Şimdi, bu duygusal tepkileriniz üzerine daha serbest ve kişisel bir yazı kaleme alın.
Bu metni daha sonra tekrar okuyun:
- Yazdıklarınız, verinize dair daha derin bir bakış açısı kazandırıyor mu?
- Gelecekte yapacağınız analizler için size yeni bir yön gösterebilir mi?
4. Mülakat verilerini sunduğunuz bölümde size aktarılan önemli olayların listesini yapın. Bunları filmi çekimi yapılacak sahneler gibi yazın.
5. Yeni geliştirdiğiniz analizlere göz atın ve bu süreçte dışarıda bıraktığınız verilerin bir listesini yapın.
Makaleye ya da teze dâhil etmeyi düşünmediğiniz bu veriler için bir ağıt yazın (eleji: lirik şiir türü / Burada vurgulanmak istenen, teze koymadığınız verileriniz üzerine düşünmenizdir. –ç.n).
6. Pişmanlık kavramı üzerine düşünün. Verinizde, sizin ya da size bilgi veren kişilerin –bahsedildiğinde– pişmanlık duyabileceği noktalar neler olabilir? Şimdi bu pişmanlıkların, veriniz üzerinden neleri söylemenizi ya da söylememenizi etkilediğini serbestçe yazın. Bu duygular, analiz sürecinize nasıl yansıyor? Size ne tür sınırlamalar, sorumluluklar ya da yeni farkındalıklar getiriyor?
7. Beğendiğiniz bir sanat eserinin (örneğin bir tablonun ya da heykelin) fotoğrafını bulun. Şimdi hayal edin: Eğer bu görsel, verinizin bir bölümünü temsil etseydi, veriniz hakkında ne söylerdi?
- Neden verinizin tam olarak bu kısmını temsil ediyor da diğer kısımlarını değil?
- Bu sanat eseri ile veriniz arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
- İkisi birbirine ne “söylüyor”?
- Bu karşılaştırma, analiz sürecinizin bir sonraki adımı için size ne düşündürüyor?
8. Mülakat sırasında bilinçli olarak sessiz kaldığınız bir anı belirleyin. O anda konuşma imkânınız olsaydı, ne söylerdiniz? Ve eğer gerçekten konuşmuş olsaydınız, katılımcıyla aranızda ne yaşanabilirdi? Bu sessizliğin nedeni neydi? Bu durum, verinizin ya da ilişkinizin yönünü nasıl etkiledi?
9. Verilerinizin bir bölümünü seçin ve bu bölümde ortaya çıkan tüm ilişkilerin bir listesini çıkarın. Ardından, bu ilişkilerden birine odaklanarak serbest biçimde yazın. Şimdi hayal edin: Bu ilişki, sizin aşina olduğunuz bağlamlardan farklı bir duruma yerleştirilmiş olsun. Bu yeni bağlamda neler olurdu? Ve neden böyle olurdu? İlişkinin anlamı değişir miydi? Verinizin size sunduğu gerçeklik algısı nasıl dönüşürdü?
10. İki farklı insan ile yaptığınız mülakatların yazılı dökümünü alın. Bir konuşma yaptıklarını düşünün ve bu diyaloğu yazın.
Verilerinizle yapabileceğiniz bir sürü başka eğlenceli şeyin aklınıza geldiğine eminim.
Elbette, bu uygulamaların/egzersizlerin hiçbiri çoğumuzun analizde kullanmayı umduğu resmi prosedürler/formel yöntemler ile aynı değildir.
Bazen sıra dışı bir şeyler yapmak bizi farklı olasılıklar hakkında harekete geçirebilir ve beklentilerimizin veriyi görme biçimimizi nasıl şekillendirdiğini görmemizi sağlar
Yeni bir pozisyon almak, hiçbir beklenti içinde olmamak, yeni ve sıra dışı şeylere açık olmak yeni bir düşünme yolu üretmemize yardımcı olabilir; (bilhassa) tahmin etmediğimiz bir düşünme biçimi üretmemize.
Ya da tam tersi de olabilir. Ama kendi olağan yaklaşma biçiminizi birazda olsa sarsıp dışına çıkmayı denemeden bilemezsiniz.
Yazının orijinali için tıklayın
Yayımlanan bu yazı Türkçe’ye Yusuf Fırat tarafından sosyokritik.com için çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.



